PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : 651.Edirne kırkpınar yağlı güreşleri 7-8 Temmuz 2012


Mert Birincioglu
23-06-2012, 18:05
KIRKPINAR :

Kırkpınar Yağlı Güreşleri Festivali, temeli güreş olan ve geçmişi yüzyıllara uzanan bir dizi ritüelin birleşiminden oluşan geleneksel bir uygulamadır. Kırkpınar Yağlı Güreşleri XIV. Yüzyılda Rumeli'de (Batı Anadolu) doğup, günümüze kadar uzanan geçmişiyle dünyanın en eski güreş festivalidir.

Festival resmi törenleri üç günlük bir sürece yayılmıştır. Festivalin ana unsurlarından olan 'Kırkpınar Ağası'nın Edirne Belediye Başkanlığı önünde 40 takım davul zurna ekibiyle karşılanması ilk etkinliktir. Şehir içinde kortej yürüyüşleri, saygı duruşu ve kırkpınar marşı okunmasının ardından, 'Pehlivan Mezarlığı' ziyaret edilir. Aynı zamanda tüm kortej yürüyüşleri sırasında o yılın baş pehlivanına verilecek olan 'Altın Kemer' gezdirilir. Festival müslümanlar için kutsal kabul edilen cuma günü başlar. Cuma günü başlamasının nedeni festivale katılacak pehlivanlar için mevlüt okutma geleneğidir. Mevlüt, tarihsel önemi olan Selimiye Camii'nde okunur ve tüm pehlivanlar katılır. Daha sonra etkinlikler tarihi Sarayiçi mevkiindeki Er Meydanı’nda pehlivanların güreşleri ile devam eder. Pehlivanlık geleneğinin bir uzantısı olarak yağlı güreşler, 'Er Meydanı” denilen alanda yapılır. Pehlivanların saha içinde zeytinyağı ile yağlanmaları ve 'peşrev' denilen yürüme ve selamlama biçimleri de Festivalin önemli ritüellerindendir. Güreşin başlangıcında 'cazgır'lar pehlivanları seyircilere tanıtır. Üçüncü günün sonunda güreşlerde birinci olan başpehlivan Kırkpınar Altın Kemerini kazanır ve festival biter.

Kırkpınar'ı herhangi bir güreş etkinliklerinden ayıran, yüzyıllardır geleneksel imajını koruyan kompleks bir kültürel yapıda olmasıdır. Türkiye'nin hemen her bölgesinden gelen katılımcıları buluşturan Kırkpınar Festivali toplumsal barış ve kaynaşmaya önemli bir destek vermektedir. Köklü bir kültürel geleneğin bireyler, gruplar ve topluluklar tarafından sürdürülmesi somut olmayan kültürel miras anlayışının yaygınlaşmasına bu açıdan da katkıda bulunacak bir özelliktir.

Kırkpınar içerdiği objeleriyle birlikte (kırmızı dipli mum, kispet, yerel geleneksel giyisiler, peşgirler, zembil, zeytinyağı konulan ibrikler, meydan davulu ve zurnaları, altın kemer), ritüelleri (salavatlama ya da dualama geleneği, mevlüt geleneği, peşrev ritüeli, güreşçilerin yağlanma ritüeli), ve kültürel kimlikleri (pehlivan kimliği, Kırkpınar Ağası kimliği, cazgır kimliği) bir panayır niteliğindedir.

Festivalin ana temasını güreşler oluşturur, güreşlerin ana merkezinde ise 'pehlivan'lar bulunur. Pehlivanlar vücutlarına yağ sürerek güreşirler. Pehlivan karakteri, Türkler için önemli bir kültürel kimlik unsurudur. Cömertlik, dürüstlük, gelenek, adetlere uyma ve saygı gösterme gibi yaklaşımlarıyla toplum içerisinde örnek kimlik oluşturur. Bu kültürel kimliği pehlivanlar Kırkpınar Festivali aracılığı ile pehlivan olmak isteyen çocuk pehlivan adaylarına aktarırlar. Pehlivanlık geleneğinin bu şekilde süreklilik kazanması sağlanır. Bu uygulama yüzyıllardır aynı şekilde sürdürülmektedir. Her yaştan, kültürel gruptan ve bölgelerden insanların katıldığı Kırkpınar yağlı güreşleri festivali, bir dizi tören ve ritüellerle yürütülür ve Türkiye'de büyük bir coşkuyla izlenir.

Er Meydanı olarak tanımlanan Kırkpınar Yağlı Güreşleri; dil, din, ırk ayrımı gözetmeksizin her yaştan her bölgeden her kültürden insana açıktır ve bütün Türkiye halkı tarafından beğeni ile izlenir. Bu yönüyle humanist ve barışçıldır.

Kendine özgü ezgiler ve söze dayalı ürünleri (cazgırların söylediği dua ve kalıp sözler) ile somut olmayan kültürel miras alanında ne kadar yaratıcı olduğunu gösteren bir unsur olarak karşımıza çıkar. Kırkpınar yağlı güreşlerinin yapıldığı alanda bir araya gelen yerli ve yabancı binlerce kişi ile yağlı güreşlere katılan pehlivanlar arasında diyalog kuran cazgırlar önemli bir misyonu üstlenirler. Sözlü kültür mirasın canlı birer taşıyıcısı olan cazgırlar, "dualama" denen edebi şiirsel sunumlarıyla farklı kültürlerden gelen insanlar arasında sıcak bir diyaloğun kurulmasını sağlarlar.

Kırkpınar yağlı güreşler festivalinin yapıldığı yer aynı zamanda eğlence ve mutfak kültürünün de yaşatıldığı, kültürel alışverişin yaşandığı büyük bir panayırdır. Bu panayır havasıyla da toplumsal diyaloğun geliştirilmesine katkı sunmaktadır.

Bu unsur yine geleneksel el sanatları alanında da yaratıcı olmuştur. Özel tekniklerle hazırlanan "kıspet" ve 'zembil' sadece yağlı güreşler için üretilmektedir. Bu nedenle geleneksel yöntemlerle üretilen kıspet ve zembil ustalığının yaşaması bu unsurun yaşamasına paralel sürdürülmektedir.



SARAYİÇİ ER MEYDANI



Edirne Belediyesi’nce tertiplenen Tarihi Kırkpınar Güreş ve Kültür Etkinlikleri Haftası, Edirne’nin en önemli mesire yerlerinden birisi olan Sarayiçi mevkiindeki sahada yapılmaktadır. 1985 yılına kadar salaşpur denilen sazdan yapılma tribünlerle çevrili olan Er Meydanı, 1985 yılında dönemin Başbakanı merhum Turgut Özal’ın talimatlarıyla yenilenmeye başlanmıştır. İlk etapta şeref tribünü ve şehir yönüne doğru olan tribünler yıkılarak betonarme olarak yeniden yapılmış, üzeri de uzay çatı ile kapanmıştır. 1992 yılına kadar geçen sürede tribünlerin hakem kulesinin tarafındaki bölümü eski halinde hizmet verirken, o yıl Kırkpınar’a gelen Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in talimatıyla buranın da yapımı için çalışmalar başlatılmıştır. 1992 Eylül ayında ihalenin gerçekleştirilmesiyle başlanan tribün yapımı, 1996 yılı Kırkpınar haftasında tamamen bitirilmiş ve 25 bin izleyici kapasitesiyle Sarayiçi Er Meydanı bugünkü haline getirilmiştir

TARİHÇESİ :
Başlangıcı Edirne’nin fetih tarihi olan 1361 yılı olarak kabul edilen Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri yüzyıllarca kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze ulaşan büyük bir spor ve kültür etkinliğidir.

Tamamen Türklere özgü olan yağlı güreşin tarihi daha eskilere, doğudan batıya göç eden Türklerin Bizanslılarla karşılaşmalarına dayanır.

Batının kültür değerlerinden etkilenen, kendi değerleriyle bu değerleri birleştirip yeni değerler yaratmayı başaran Türkler, Yunanlı ve Bizanslıların yağlanarak yaptıkları bir tür güreşi, “Karakucak” güreşine uygulayarak kendilerine özgü yepyeni bir güreş türü geliştirmişlerdir.

Rumeli ve Trakya’da ilk yerleşen Türkler IX. ve X. Yüzyılda Peçenek Türkleri’dir. XI. yüzyılda Bizans’a akınlar düzenleyen Peçenekler, yenilmeleri üzerine Hıristiyan olmaya zorlanarak Niş, Sofya ve Makedonya’ya yerleştirilir.
İşte tarihçesi Yunan ve Roma usulü güreşlerin yağlanma şeklini Karakucak güreşlerine uyarlayarak Türklere özgü yağlı güreş yapmaları da bu dönemde gerçekleşir.

Yunanlıların ve Rumların alışveriş mekanları olan panayırlar aynı zamanda eğlence amaçlı gösterilerin ve spor müsabakalarının da yapıldığı yerlerdi. X. yüzyılda Peçeneklerin de katılmasıyla bu panayırlar Türk güreşlerinin de yapılmasıyla yeni bir boyut kazandı.

Her yıl Hıdrellez’den 3 gün önce başlaması sebebiyle Hızır-İlyas kültü ile ilişkilendirilen yağlı güreşimiz, Türklerin Rumeli’ye geçişiyle daha da gelişti ve bu panayırlar arasında, “Kırkpınar Panayırı” farklı yönleriyle ön plana çıkarak günümüze, “Yaşayan en eski spor organizasyonu” olarak ulaştı.


EFSANESİ

Türklere özgü olan yağlı güreşin tarihi Asya'dan batıya göç eden Türkler’in Bizanslılar ile karşılaşmalarına dayanmaktadır. Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nin başlangıcı Edirne'nin fetih tarihi olan 1361 yılı olarak kabul edilmektedir.

Kırkpınar,Türklerin Rumeli'ye geçişi ile gelişti ve günümüze ''Yaşayan En Eski Spor'' geleneği olarak ulaştı.

1346 yılında Orhan Gazi'nin Rumeli'yi ele geçirmek için düzenlediği seferler sırasında, kardeşi Süleyman Paşa 40 askerle Bizanslılar'a ait Domuzhisar'ın üzerine yürür. Baskınla burasını ele geçirirler. Öteki hisarların da ele geçirilmesinden sonra, 40 kişilik öncü birlik geri dönerler ve şimdi Yunanistan'ın topraklarında kalan Samona'da mola verirler. 40 cengaver burada güreşe tutuşurlar. Saatlerce süren güreşlerde, adlarının Ali ile Selim olduğu rivayet edilen iki kardeşin bir türlü yenişemedikleri görülür.

Daha sonra bir Hıdrellez gününde, Edirne yakınlarındaki Ahıköy çayırında aynı çift yeniden güreşe tutuşurlar. Bütün bir gün güreşmelerine rağmen yine yenişemeyen kardeş pehlivanlar, gece boyunca da mum ve fener ışığında mücadelelerini sürdürmeye devam ederler. Ancak solukları kesilerek oldukları yerde can verirler.

Arkadaşları onları aynı yerdeki bir incir ağacının altına gömerek oradan ayrılırlar. Yıllar sonra ise aynı yere gittiklerinde iki pehlivanın mezarlarının bulunduğu yerde gür bir pınar görürler. Bundan sonra halk orada yatanların anısına o yöreye, “KIRKPINAR” adını verirler.
Yunanistan'ın Samona köyünün merası içindeki alan asıl KIRKPINAR çayırlıdır. Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı sonunda Kırkpınar Güreşleri Edirne ile Mustafapaşa yolu arasındaki “Virantekke” denilen yerde düzenlenmiştir.

I. Dünya Savaşı sonunda Yunanlı’lar Edirne Vilayeti’ni işgal ettiğinde Kırkpınar Yağlı Güreşleri yapılamadı.

Kurtuluş Savaşı sonrası, 1924 yılında Milli Eğitim Müdürü İsmail Habib Sevük Kırkpınar Güreşleri'nin bugünkü yeri olan Sarayiçi’nde yapılmasına öncelik etti.

Cumhuriyet'ten sonra 1924 yılında ise güreşler Edirne'nin Sarayiçi mevkiinde yapılmaya başlanmıştır.

Kırkpınar Güreşleri 1928 yılına kadar ağaları tarafından düzenlenmiştir. Güreşlerdeki ödülleri ve misafirlerin ağırlanmasını hep ağalar karşılamıştır. Ancak 1928 yılında ülkede meydana gelen ekonomik sıkıntılar nedeniyle ağalığa talip çıkmayınca, güreşlerin organize ve gelenleri ağırlama işi Kızılay ve Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından üstlenilmiştir.

1946 yılında ise Tarihi Kırkpınar Güreşleri Edirne Belediyesi’nce düzenlenmeye başlanmıştır. Bu yıl da zamanın Belediye Başkanı Tahsin ŞIPKA Kırkpınar Güreşleri'ni Belediye hizmetleri arasına almıştır.

KIRKPINAR'IN YERİ

Tarihi Kırkpınar Panayırı’nın yapıldığı yer bugün Yunanistan sınırları içinde bulunmaktadır. Edirne’den Ortaköy’e giden yol üzerinde bulunan Simavina ile Sarı Hızır Köyleri arasında yer alan çayırlık alandır.
Ancak bu bölgede yapılan savaşlar nedeniyle bazı yıllar Kırkpınar yapılamadı. I. Dünya Savaşı sonunda Yunanlılar Edirne’yi işgal edince Kırkpınar Yağlı Güreşleri yapılamadı. İşgal altında İstanbul’da yapılan güreşler ise asla Kırkpınar’ın yerini alamadı.
Ulusal Kurtuluş Savaşı sonrasında 1924 yılında bir güreş tutkunu olan Milli Eğitim Müdürü İsmail Habip Sevük, Kırkpınar Güreşleri’nin bugünkü yeri olan Sarayiçi’nde yapılmasına öncülük etti.
Sarayiçi, Sultan II. Murad ve oğlu Fatih Sultan Mehmet’in yaptırdığı dillere destan, “Yeni Saray”ın bahçesidir. Saltanatın en güzel günlerinin yaşandığı bu bahçe, büyük üzüntülere de sahne olmuştur. 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi sırasında içindeki cephanenin imhası nedeniyle yok olan Saray’ın kalıntılarının bulunduğu bu yer Balkan Savaşı sırasında açlık ve salgın hastalıklar nedeniyle şehit olan binlerce şehidimizin acısını içinde barındırır.
Sarayiçi, Kırkpınar müziğinin namelerindeki hüznü ve coşkuyu içinde barındıran bir mekandır.
1928 yılına kadar eski geleneği devam ettirerek Ağalar tarafından düzenlenen Kırkpınar, 1928 yılında ülkede meydana gelen ekonomik sıkıntılar nedeniyle Ağalığa talip çıkmayınca, Kızılay ve Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından üstlenilmiştir.
1946 yılından itibaren de Edirne Belediyesi tarafından düzenlenmeye başlamış ve Belediye Başkanı Tahsin Şıpka tarafından Belediye hizmetleri arasında yer almıştır.

ZEMBİL :Kıspet, zembil adı verilen ve sazdan yapılan bir torbada taşınır ve saklanır.

Güreşi bırakan pehlivan, zembilini duvara asmasından belli olur.

PEŞREV :Güreşin başlangıcı ve güreşe hazırlıktır. Ahenkli ve mevzulu bir biçimde güreşe ısınma hareketi olarak bilinen peşrev seyircilerin göz zevkini okşamasının yanında pehlivanın moralini yükseltir. Pehlivan peşrevle, kaslarını, nefsini, kalbini ve beynini başlayacak olan güreşe hazırlar. Güreşmek üzere çayıra çıkan pehlivanlar ahenkli bir şekilde ellerini ve kollarını sallayarak peşreve başlarlar. Peşrevde üç kez ileri üç kez de geri gidişten sonra yere sol diz ile çökülerek önce sağ el yere,dize,dudağa ve alına üç defa değdirilir. Bu merasim bittikten sonra sıçrayarak “Hadi bre” pehlivan diye nara atılır. Karşılıklı gidiş ve gelişten sonra rakibin paçaları yoklanır, sırtı sıvazlanır, enseler bağlanır, eller tutuşur ve böylece güreşe girilmiş olur.

Pehlivanlar ellerini birbirlerine, ardından oyluklarına vurup ileri-geri yürürler. Ardından diz çöküp yerden “temenna” ederler.

AĞA :Kırkpınar güreşlerinin en temel öğelerinden biri ağalık müessesesidir. Önceleri pehlivanları güreşe çağıran, yarışmaları düzenleyen, gelen konukları ağırlayan, yemek ve yatacak yerlerini temin eden, örf ve adetlere uygun olarak güreşlerin yapılmasını sağlayan, ödüller veren Kırkpınar Ağaları idi. Ancak şimdi “Kırkpınar Ağası”, saydığımız bu faaliyetlerin hepsini karşılayamadığından ve bir etkinlik çerçevesine toplandığından, masrafların büyük bir çoğunluğu Belediyelerce karşılanmaktadır.

Ağalık kurumsal bir kimlik gibi görülür. Ağalar da pehlivanlar gibi topluma örnek olması gereken geleneklere saygılı karakterlerdir. Ağa, kolayca ayırt edilebilmesi için geleneksel giysi giyer ve elinde büyükçe bir tespih taşır. 'Kırkpınar Ağası' resmi olarak devlet tarafından tanınır. Festivalin başlamasıyla bir sonraki yılın ağalık duyurusu yapılır. Festival giderleri için en çok para yardımı yapacağını taahhüt eden ve ortaya konan koça en yüksek bedeli ödeyen kişi bir sonraki yılın Kırkpınar Ağası olur. Bu gelenek festivalin sürdürülebilir olmasının en önemli unsurlarındandır.
3 yıl üst üste Ağa seçilen kişi, üçüncü yılının sonunda başpehlivan gibi Altın kemer'in sahibi olur.

PEHLİVAN:Kırkpınar'da yağlı güreşlere katılan tüm güreşçilere, "Pehlivan" denir.
Cesaret ve yiğitlikle özdeşleşen pehlivan, Kırkpınar'ın en önemli aktörüdür.
Farsça ''Yiğit'' anlamına gelen Pehlivan, güçlü olması ve iyi güreşiyor olması yanında ahlaklı, saygılı ve toplum tarafından kabul gören özelliklere sahip olması gerekir.


Günümüzde rekabet ve kişisellik insan ilişkilerinde ön planda yer alırken, galip gelen pehlivanın öncelikle üzüntü içinde olan mağlup pehlivanı yerden kaldırarak kucaklaması ve sırtını sıvazlaması, mağlup pehlivanın da rakibinin yiğitliğini ve kendisinden üstünlüğünü kabul manasında elini öpmesi başka bir spor geleneğinde görülmeyecek özelliklerdir.


Pehlivanlar, usta-çırak geleneği içinde yetişir. Başpehlivan, Kırkpınar’ın en büyük ödülünü alan ve başpehlivan güreşlerinde birinci olan güreşçidir. Bu ünvanı elde eden pehlivan 1 yıl için Türkiye’nin başpehlivanı olur ve altın kemer ile ödüllendirilir. Arka arkaya üç yıl başpehlivanlığı kazanan güreşçi, altın kemerin de sahibi olur.

CAZGIR:Yağlı güreşlerdeki tüm pehlivanları seyircilere tanıtan, onları güreşe başlatan kişidir.


“Salavatçı”da denilen Cazgır, hakem heyetinin ya da kura ile eşleştirilen pehlivanların adlarını, sanlarını, güreş oyunlarındaki hünerlerini uygun mısra ve dualarla tanıtır.

Bu nedenle Cazgır'ın pehlivanları çok iyi tanıması gerekir. Cazgır, meydandaki birliği korumaya, pehlivanları bir arada tutmaya gayret eder. Konuşmaları, duaları, övgüleri, uyarıları ruh üzerinde bir tür motivasyon, heyecan ve uyarıcı bir etki yapar. Cazgır'ın, pirlerin onurlandırıldığı, dini ve hamasi duyguların dile getirildiği şiirsel sözleri, pehlivanlar ve seyirciler üzerinde büyük etki yapar.

Pehlivanlıkta olduğu gibi cazgırlıkta da usta-çırak geleneği vardır. Güreşlerin başlangıcının ilk günü olan Cuma günü, tüm güreşçiler pehlivanlar mezarlığını, meydandaki birliği korumaya, pehlivanları ziyaret ettikten sonra, Selimiye Camiinde okutulan Mevlüdün ardından Sarayiçi'ne gidilerek, küçük boylardan itibaren cazgırın duası ile güreşleri başlatırlar.Cazgırın görevi bir çeşit sunuculuktur.

Pehlivanları seyircilere, diğer pehlivanlara ve hakemlere tanıtır. Konuşmaları, duaları ve övgüleri dinleyiciler üzerinde bir tür motivasyon ve heyecan yaratır.

ALTIN KEMER :Edirne Belediyesi tarafından Kırkpınar başpehlivanına verilen, Kırkpınar’ın en büyük ödülüdür. Kırkpınar’da başpehlivan olan güreşçi 1 yıl süreyle altın kemerin sahibi olur.

Ancak aralıksız üç yıl arka arkaya başpehlivan olan güreşçi altın kemerin sürekli sahibi olur.

DAVUL ZURNA :Yağlı güreşin en önemli öğelerinden olan davul ve zurnada Kırkpınar’a has bir melodi bulunmaktadır. Yağlı güreşlere çalacak olan müzisyenlerin güreş ezgilerini çok iyi bilmeleri, güreşin gidişatına göre müziğin ritmini ayarlamaları gerekmektedir.

Yirmi davul ve yirmi zurnadan oluşan Kırkpınar Orkestrası, güreşi bilir ve güreşe yön verir. güreşin başında peşreve bir güreş havası olan ''Ağırlama'' müziğiyle girilir.
Güreşin kızıştığı esnada ''Cengavi'' havalara geçilir. Pasif güreşen pehlivanları uyarmak yine onların görevidir.
Davul ve zurnacılar Yağlı Güreş Festivali'nin en önemli unsurlarındandır. Bu kişiler enstrüman çalmayı usta -çırak ilişkisi içinde öğrenmektedirler. Kırkpınar müziği olan "pehlivan havaları" sadece bu festivalde yağlı güreşler için özel olarak çalınır. Yağlı güreşle müzik arasındaki ritim, güreşin temposuna göre hızlı ve yavaş olarak değişmektedir. Pasif güreşen, katılımcıların beklediği tempoyu göstermeyen pehlivanlar müziğin hızlanan ritmiyle uyarılır. Festival boyunca 40 kişilik bir davul - zurna ekibi sürekli müzik yapar.

Davul - zurna ekibi de diğerleri gibi Festivale geleneksel giysileri ile katılır.

http://www.edirnekirkpinar.com/kitap/index.html

KIRKPINAR AĞALARI İÇİN TIKLAYIN :

http://www.edirnekirkpinar.com/index.php?option=com_content&view=article&id=98&lang=tr

KIRKPIPNAR BAŞPEHLİVANLARI :

http://www.edirnekirkpinar.com/kitap/index.html

KAYNAK :http://www.edirnekirkpinar.com/

Mert Birincioglu
23-06-2012, 18:07
<iframe width="560" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/EmthQ6pg3uQ" frameborder="0" allowfullscreen></iframe>

mexlayn
23-06-2012, 18:32
abicim götürteceksin edirneye...:)

H@K@N
24-06-2012, 15:07
Gidiyoz mu:):)

mexlayn
24-06-2012, 15:11
güreşlere mi:) :)

Mert Birincioglu
24-06-2012, 15:56
Gidiyoz mu:):)

Bilmem sen söyle :) ben 2 sene önce gittim gercekten çok renkli canlı heyecanlı bir festival gitmek görmek lazım Osmanlı'ya baskentlik yapmış çok Ozel bir sehir Hem de burnumuzun dibinde en fazla 2 saat sürer dümdüz otoban

Mert Birincioglu
25-06-2012, 11:54
kaçırmayın gidin diyorum...şurdan 1.5 saatlik yol...konaklama için kırkpınar zamanı hiçbir otelde son dakika hatta 1 hafta öncesinde bile yer bulamazsınız yalnız onu şimdiden söyleyeyim. Tüm trakya ve balkanlar oraya akın ediyor. ama çadır için çok uygun yerler var...

avdanc
25-06-2012, 15:06
2003 senesinde gitmiştik. Değişik bir ruh hali. Zurna ve davul kahramanlık çağıştırıyor, Yasemin güzel fotoğraflar yakalamıştı. Ahmet Taşçı cumartesi elenerek bizleri hayal kırıklığına uğratmıştı:(

Anarchist
25-06-2012, 15:32
2003 senesinde gitmiştik. Değişik bir ruh hali. Zurna ve davul kahramanlık çağıştırıyor, Yasemin güzel fotoğraflar yakalamıştı. Ahmet Taşçı cumartesi elenerek bizleri hayal kırıklığına uğratmıştı:(

O zamanlar çok popülerdi Ahmet Taşçı.
Belki bende günü birlik fotoğraf çekmek için gidebilirim.

Mert Birincioglu
29-06-2012, 11:19
edirneye gidelim beya